ALİ AYŞE’Yİ SEVİYOR  

 

Ali mahallenin köşesini döndüğünde çocuklar toplarını bırakıp ona doğru koşmaya başladılar. Hepsinin aklında onunla ilgili farklı soru işaretleri vardı ve hepsi bir ağızdan bu soruları Ali’ye yöneltiyorlardı. Çocukların akıllarında bu kadar soru olması normaldi çünkü Ali, seneler önce üniversiteye gitmek için ayrıldığı mahallesine geçen hafta onlarca kitap çıkartmış, insanların gönüllerine tercüman olmuş bir şair olarak geri dönmüştü. Aileleri çocuklara sürekli Ali’yi anlatır onu örnek gösterirlerdi. Onu sevmeyen kimse yoktu, çocukluğundan beri herkesle iyi anlaşır, kimseyi kırmazdı. Küçük büyük herkes onun efendiliğine hayran kalır ve kendine örnek alırdı. Ali şöyle bir baktı palmiye ağacının gölgesindeki kaldırıma, yüzündeki buruk tebessümle derin bir iç çekti ve geçip kaldırımın tam ortasına oturdu. Çocukken hep oraya otururdu, arkadaşları etrafında bir halka oluşturur limonlu gazozları eşliğinde Ali’nin kurguladığı hikayeleri dinler, sonra da hikayenin karakterlerini bölüşerek hayat tiyatrosunun provasını yaparcasına kendi aralarında canlandırırlardı. Aynı eskisi gibi çocuklar Ali’nin etrafında bir halka oluşturdular, uğultuları hiç dinmiyordu ama bu uğultu ona seher vakti öten bülbüllerin verdiği huzuru veriyordu. Ali çocukları çok severdi, hepsiyle birer birer ilgilenip sorularını cevapladı, biraz da taştan kalelerin arasında aldığı kutsal sorumluluğu yerine getirdi, bir mahalle maçında kalecinin görevini çok iyi biliyordu. Eve girdiğinde ellerindeki poşetleri mutfağa götürüp ocağın başındaki annesine bir öpücük kondurdu, seneler sonra geri geldiği mahellesini dolaştığında hissetiklerini kısaca anlattı. Babası oturma odasının baş köşesinde gazetesiyle meşguldü, elini öpüp oturduğunda babası bir haftadır bitmek tükenmek bilmeyen sorularına yeniden başladı ve bu durumda Ali üniversite ve meslek hayatını tekrar kısaca babasına anlatmak durumunda kaldı. Yemeklerini yedikten sonra günün yorgunluğuyla müsaade isteyip odasına geçti, kulaklıklarını taktı ve akıp giden hayallerinin arasından Zeki Müren’in sesi gelmeye başladı.

 

sevgi, aşk

Sabahları erken kalkmaya alışık olduğundan hemen kalkıp elini yüzünü yıkadı, kahvaltıyı kendi hazırlayıp anne babasını kaldırdı. Sofrayı hazır gören annesi başını okşayıp küçükken kahvaltı hazırlamaya çalışırken mutfağı nasıl batırdığını anlattı neşeli bir şekilde. Hep birlikte kahvaltılarını yaptılar Ali hazırlanmak için odasına geçti, bugün içinde çok farklı bir heyecan vardı, senelerdir görmediği çocukluk arkadaşlarıyla bir araya gelip sohbet edeceklerdi. Üstünü değiştirdi, ve sözleştikleri kafeye doğru yürümeye başladı. Çok garip hissediyordu, birlikte okuldan kaçtıkları, eriklere daldıkları, aşık oldup birlikte yandıkları arkadaşları ile seneler sonra bir araya gelecekti. Kafeye varıp içeri girdiğinde masalara bir göz attı, görünüşünden olmasa da el kol hareketlerinden Ahmet’i hemen tanıdı, yine celallenmiş bir şeyler anlatıyordu. Masaya doğru gitti ve onu ilk fark eden Sinan oldu, Sinan olağanüstü bir heyecanla ayağa kalkıp sarıldı Ali’ye, ardından Ahmet, Furkan, Yiğit… Masaya oturdular, Yiğit daha Ali’nin söylemesine fırsat vermeden kavunlu nargileyi masaya söyledi. Lisede alıştıkları nargile onların vazgeçilmeziydi, sohbet etmeye başladılar geçmişe, geleceğe her yere gittiler sohbetleriyle. Ali geçte olsa kendini sohbetten alıp masadaki değişikliğin farkına vardı, masada beşinin haricinde bir kenara pusmuş, tek kelime etmeden yalnızca muhabbeti dinleyip yarım bir tebessümle kıpkırmızı dudaklarını hareket ettiren, ara sıra da gecenin karanlığı kadar siyah ve sonsuz gözlerini devirip derince önüne bakan hanımefendiyi fark etti. Elini uzatıp adını sordu, hanımefendi de elini uzatıp utanmış bir eda ile “Ayşe” dedi, Ayşe’nin yanakları kızarmıştı, Ali, Ayşe’nin kızaran yanaklarında beyaz bir orkide çiçeğinin üstündeki kırmızı desenleri görmüştü. Bunun başka bir açıklaması olamazdı, ancak bir çiçek bu kadar narin, bu kadar eşsiz ve bu kadar güzel olabilirdi. Furkan söze atladı ve Ali ile Ayşe’yi tam olarak tanıştırmak adına Ayşe’nin eniştesinin kardeşi olduğunu, üç ay önce ailece onların mahallesine taşındıklarını anlattı ve muhabbete geri döndü. Ali bir türlü gözlerini Ayşe’den ayıramıyordu, sanki gözleri gözlerini çekiyor, dudakları dudaklarına susuyor, beline kadar uzanan saçlarıyla gönülleri birbirine bağlanıyordu… Ufak bir hesap ödeme tartışmasının ardından hep birlikte mahalleye geldiler, Yiğit eskisi gibi kaldırımda oturup gazoz içmekte ısrarcı olsa da ilerleyen bir güne söz verip evlerine dağıldılar. Eve geldiğinde anne ve babası sofradaydı, selam verip içeri girdi, gününü anlattı, yemeğini arkadaşlarıyla yediğini söyleyerek odasına çekildi. Uzandı kulaklığını taktı ama bu sefer farklı bir şey vardı, ezbere bildiği şiirlerin hikayelerini değil, sabah gördüğü canlı şiiri düşünüyordu. Onu düşündükçe midesinde bir şeyler kıpırdıyor, içini tarifsiz bir coşku kaplıyor, o coşkuyu her hücresinde hissediyordu, galiba aşık olmuştu ama ilk görüşte aşka inanmazdı, aşık olmak için tam anlamıyla tanımak gerektiğini düşünürdü. Eline kalemini alıp yazdığı birkaç satırı okuduğunda bugüne kadar yanılmış olduğunu anladı, düpedüz aşktı bu… Ali o gece bir saniye uyuyamadı, sabaha kadar Ayşe’yi düşünüp durdu. Kahvaltısını yaptı, üstünü değiştirdi, gazozları alıp kaldırıma geçti, saat bir e sözleşmişlerdi. Saat bir olduğunda herkes oradaydı her zamanki gibi hepsi dakikti, gazozlar açıldığında Ali başladı anlatmaya, anlattı, anlattı, anlattı. Artık hepsinin yaşlarını almış olmaları hasebiyle hikayeyi canlandırmamaya karar verdiler. Dağıldıklarında herkes işlerine gitmişti, arkadaşlarının hepsinin mahalleleri içinde çeşitli dükkanları vardı. Ali tek başına ikinci gazozunu açmış, önceki günden beri yaptığı tek eylem olan Ayşe’yi düşünmekle meşguldü. Bu düşüncelerden onu uyandıran mahallenin yaşlılarından Hüsnü Amca’nın sesiydi, ayaküstü biraz sohbet ettiler. Hüsnü Amca yoluna devam etmeye başladığında Ali yeninden yerine oturdu ve top oynayan çocukları izliyormuş görüntüsü vererek düşlerine kaldığı yerden devam etti.

ali

 

Ali bir o yana bir bu yana kaçan topa kilitlenmişken tanıdık bir koku duydu, bu koku geçen günden beri sanki her nefesinde kokladığı Ayşe’nin kokusuydu. Gözlerini toptan kaldırıp etrafına bakındı, kafasını sağ tarafa çevirmesiyle kalbinde bir şimşek çaktığını hissetti. Ayşe, süzüle süzüle önünden geçiyordu, gözlerini onun kusursuz güzelliğinden alamadan ağzı açık bir şekilde önünden geçip gitmesini izledi. Sudan çıkmış balığa dönmüştü, sersemleyip zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden kendine geldiğinde, çocuklar top oynamayı bırakmış “ Ali Ayşe’yi seviyor!” diye bağırarak etrafında dönüyorlardı. Ali’nin bakışlarından çocuklar bile bunu anlayabilmişlerdi, muhtemelen bu sefer Ayşe’de anlamıştı. Ali çocuklara hiçbir açıklama yapmadan, susturma gereği bile duymadan evine doğru ağır ağır yol almaya başladı, evine gitti, selam verdi, yine sofraya oturmadan odasına geçti. Sağına dönüyor, soluna dönüyor sadece Ayşe’yi düşünüyordu, buna bir çözüm bulmaya karar verdi, gidip arkadaşı Furkan’la konuşacak, durumu izah edecekti ama olmazdı her ne kadar Furkan’ın uzaktan akrabası olsa da bir arkadaşının yakınıyla birlikte olmayı sebepsiz bir şekilde kendine yakıştıramıyordu. Üstelik kızı da henüz pek tanımıyordu, belki sevdiği biri vardı belki de sözlü ya da nişanlıydı. Bu uzun ve ısdıraplı gecenin ardından gün doğmasına yakın saatlerde şuna karar verdi, Ayşe’ye bir mektup yazacak ve cevabına göre hareket edecekti. Kendini ihtimallerle yormak istemiyordu.

ali seviyor

Ertesi gün olduğunda Ali’nin uyanması uykusuz geçen gecenin ardından öğleni bulmuştu, kalktığında annesi el işiyle meşgul, babası da kahveye çıkmıştı. Ali kestirme bir kahvaltıyla açlığını yatıştırıp mahalleye çıktı. Dün gece yazdığı mektubu Ayşe’ye nasıl ulaştıracağını düşünüyordu ki aklına çocuklar geldi. Onun küçüklüğünde büyükleri sevdiklerine mektuplarını çocuklarla yani onlarla ulaştırırdı, zaten çocuklar bütün olayı dün anlamış onlardan saklayacak bir şeyi kalmamıştı. Çocukların arasından hal ve hareketlerinden kendine benzettiği esmer kısa boylu olanı çağırdı, eline mektubu verdi ve oradan geçerken Ayşe’ye vermesini söyledi. Çocuk mektubu alıp arkadaşlarının yanına döndü, küçük bir fısıldaşmanın ardından mahalle yeniden yankılanmaya başladı “ Ali Ayşe’yi seviyor!” Ali kafa dağıtmanın tek çaresini kahveye babasının yanına gitmekte buldu, içeri girip herkese selam verdi, geçip babasının oturduğu masaya oturdu. Masada onların haricinde mahallenin büyüklerinden üç kişi daha vardı, emekliliğin en önemli aktivitelerinden olan okey oynamakla meşguldüler ama Ali gelince oyun bitti. Babası normal olmayan bir şekilde çok keyifliydi ve Ali’ye karşı sanki bir şeyler ima etmek ister gibi konuşuyordu, bundan daha garibi bunu yapan sadece babası değil, kahvedeki herkesti. Herkes Ali’ye laçka bir gülümsemeyle yaklaşıyor düğün, evlik vs. konular açıyordu. Çocukların ağzına laf vermemesi gerektiğini anlaması çok geç olmuştu, bütün mahalle Ali’nin Ayşe’ye olan aşkını öğrenmişti. Keyfi bozulmuştu, eve gidip uyumaya karar verdi, çocukların oynadığı sokağa girdiğinde esmer çocuk koşarak Ali’ye doğru geldi, cebinden bir kağıt çıkardı ve ona uzattı. Bu kağıt Ayşe’ye yazığı mektuptu, kağıdı açtı ve karşısında bir kuru gül vardı. Ayşe mektubunu almış, içine kuru bir gül koyup ona geri göndermişti. Ne anlatmak istiyordu? Ne yapmaya çalışıyordu? Ali hiç bir şey anlamamıştı. Mektubu elinden bırakmadan donuk bakışlarla eve doğru gitti, düşünmekten çürümek üzere olan beynini dinlendirmek için kafasını yastığa koyup uyudu. Uyandığında ertesi gün olmuş, öğlen saatleriydi, kahvaltı yapacak iştahı yoktu belki Ayşe çocuklara bir şey bırakmıştır diyerek bir umutla mahalleye çıktı. Sokağın köşesini döndüğünde esmer olan yine Ali’ nin üstüne doğru koştu,önüne gelince durdu kafasını kaldırarak bakışlarıyla her şeyi ifade edercesine Ali’nin tam arka çaprazında olan evi gösterdi. Bu ev Ayşe’nin eviydi ve önünde duran büyük kamyon içinden Ayşe’nin özür dilercesine bakışlarıyla ağır ağır yol almaya başladı. Ali ne olduğunu anlamadan kamyonun arkasından baka kaldı, kafasını önüne çevirdiğinde esmer çocuk ona hayatını zından edecek kelimeyi söyledi “taşındılar…” Ali o an hiçbir şey hissetmedi sadece donup kaldı, aklında sadece şu soru vardı “neden?” Yüzü o günden sonra ömrü boyunca gülmeyecek, kalbi başka kimse için atmayacaktı. Ağacın dibine çöktü, cebinden çakısını çıkardı ve ağacın gövdesine kazılı isimlerin arasına kazıdı “ Ali Ayşe’yi seviyor…”

Talha Emre Akdemir

guest
211 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Halil Gönül
Mayıs 19, 2020 17:41

zevkle okuduğum bir yazıydı, kendimden de bir parça buldum. İnsanların hayatı kesişiyor genellikle, birbirine benzer hayatlar var yeryüzünde, birbirini fark etmeden devam ediyorlar hayatlarına genellikle. 🙂

Çılgın
Çılgın
Mayıs 31, 2020 11:32

Güzel anlatım klasik adlı hikaye farklı bakış ile ele alınmış