Balık Ölümü

Köyümüzün yüksek dağlar ile çevrili olması arazi şartlarının zorluğu durumu eğlenceye çevirmemi engellemezdi. Küçük bir çocuk için şartların önemi de olamazdı çünkü doğa varsa özgür isen her şey yapılabilirdi. Topraklarımızın en kalabalık ve yoğun zamanıydı. Bir yıllık gelirlerini kazanmak için tüm ailenin gece gündüz emek verdiği günlerdi.
Küçük bir çocuk için işlere destek olmak görünen taraftı. Su taşımak, salıncakta sallanmak ve arada çalışır göründükten sonra uçurumdan yuvarlanan kütükler gibi  diğer dağ ve arazideki yakın bütün arkadaşlar ile bayır aşığı sürü gibi inerdim , bu zaman dilimi sözleşilmiş gizli bir ahitti. Hava , nem ile ikindiye kadar yakarak ve terleterek sırılsıklam ederdi. Yüksek bir dağ eteğinden dere yatağına inmek  kısa bir sürede koşulan bir engelli yarıştı. Kavuşacağımız nimet sudan çıkan balığın kıvranışı , sonrası suyuna kavuşmuş bir yavru balık… Sarhoş gibi serin sulara salınmış bedenim ahenkle yüzerdi. Geleneksel parti başlayınca; sualtı kalma süresi , en uzun mesafe yüzme, en yüksekten atlayış yapma yarışları … Mağlup yarıştığı arkadaşına dondurma alırdı.

 

Günlük ter ve yorgunluk temizliği yapılmış artık diğer bir eğlence olan balık tutma sırası gelmişti.Gürül gürül akan derenin içine girip oltamı salıp beklerdim. Oltada ufak bir tıkırtı olunca ve hafif titreme ile sallanınca bütün gücümle oltayı geriye doğru savururdum. Bu öyle şiddetli bir hareketti ki çengele takılan alabalık otuz metreden daha uzağa fırlardı. Eğer balık ince fundalık bir yere uçup gitmişse bulmak için çaba harcamazdım. O artık yitirilmiş bir hazine değildi. Asıl hazine suyun içindedir diye yine aynı azimle oltayı suya salardım.
Bir şey oldu bir balık zıplayarak gitti oltanın yanından hayretle izliyorum. Biraz sonra hayal mi gördüm yoksa gerçek miydi şaşkınlığı ile ayağımın kaydını hissettim…

 

Uyandığımda başımda sıkı bir bez parçası, vücudumun üst kısmı kazan gibi kaynıyor , etrafımda bir sürü insan;
-Öldü mü?
-Nesi var?
-Nerden düştü…
Cevap vermeye çalışıyorum lakin dilim dönmüyor. Ara ara kendime geliyorum bir şeyler söylüyorum , kendi sesimi duymuyorum, ellerimi kaldırıp işaret etmeye çabalamam boşuna kollarım emirleri uygulamıyor. Ne kadar öyle kaldım hatırlamıyorum. Bir sıcak el temasıyla gözlerimi açınca sabah olmuş,  annem başımda gözleri kan çanağı bir yandan hüngür hüngür ağlarken bir yandan ıslak bez ile boynumu siliyor. Oğlum diyişi ile irkildim ne zamandır duymadığım bir ses, bir hasret gibi…

 

 İyi misin? Ağrın var mı? Ne yemek istersin gibi? Sualler zinciriyle birden bir şey hatırladım ne olduğunu anlamadım. Duraksadıktan sonra , sözcükler dökülüverdi Sudan ne zaman çıktım, diye soruverdim . Balığımı yediniz mi? Benim büyük alabalığım nerede? Annemin yanına gelen ablam göz kaş işareti ile anneme bir şeyler anlattı. Gözlerim yeniden kapandı…
Sayın okuyucularımız hikayenin devamı gelecek…

 

 

 

guest
212 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments