Kader Döngüsü

 Bu hayatta bazı insanların yaşadıkları bir kaç kelimeyle geçiştirilebilecek kadar kolay mıdır? Kaderim böyle. Bahtsızlık. Yazgısı böyle yazılmış…
Yaşarken ölür bazı insanlar. Onları öldüren iş yükü ya da çileleri değildir. Anlaşılamayan yürekleri, tutulamayan elleri, öpülemeyen alınları, sarılamayan bedenleridir. Bazen de birileri tarafından haczedilen gelecekleri… Gün gün susuz kalan güller gibi kurur ve yaprak yaprak dökülürler. Gerçek kader mahkumlarıdır. Onların dillerindeki türkü hüzünlü bir yolculuktur. Hayatın acımasız dişleriyle öğütülen bir döngüdür. Ve nesilden nesile hiç değişmeyen kaderleri vardır.
Bu yazım bütün Anadolu kadınlarının yaşam mücadelesine ithaf edilmiştir. Bu doğrultuda bildiğim, tanıdığım kadınların hayatlarından kesitler sunacağım. Anlatmamızın amacı anlayabilmektir. Biz şahit olacağız siz okuyucu olarak var olacaksınız… İşte o iki kadın

Bu Yayın Tam Olarak Neler İçermekte?

Hayat

Adı bu ömrün kendisidir. Doludur hala gençtir çalışmaktan bıkmayarak. O çileli yaşamıyla gün gün tükenmiştir. Lakin suyu hiç bitmeyen çeşme misali hala hayatı damla damla yaşar. Yaşatır… O bilmediğimiz bir ömrün bekçisidir. Üç göz eve bunca çocuğu nasıl sığdırır. Onlara her gün nasıl sofra kurar. Aç bırakmamak için sabah ezanıyla başlayan çalışma gece yarılarında; birinin karın ağrısı, birinin diş ağrısı, birinin çişi ile bitmeyecek gün gibidir.  Bir uyanır çalışır bir uyur gece biter. Çocuk sayısı fazladır. Hazırlayıp yedirilmeli, sırtı pek karnı tok olmalı. Her sabah saçları taranıp mendili kontrol edilmeli. Her sabah tararken saçları pirinçten taş ayıklar gibi kırılır kafalarda bitleri. İlacı yoktur, yardımcı yoktur. Olsaydı belki kolay olurdu biri ya da birileri. Aslında her gün kırık ayna karşısında evlat ile sıcak sevgi seansıdır. Anne yüzüyle hayat karşısında makyaj yapmaktır. Üstü biraz ter biraz inek kokar. Biraz da yanık odun kokusu sinmiştir elbiselere. Ter kokar çünkü enaz iki kilometre yürür, hayvan kokusu tabiat kokusudur. O insanların ruhuna sinmiştir. Tendir, elbise değildir artık. Hani olsaydı çeşit  çeşit lakin ne gezer. Yoksulluktur kaderleri. Sayılıdır giydikleri. Bu herkesin üstüne sinmiş parfümüdür. Kimseyi ırgalamaz, kem gelmez.

 

Her bir çocuk için ayrı tabak vardır. Sofralar kurulur her bölük için ayrı ayrı… Sonra temizliği… Kapılarının önü gökyüzüne giden taş merdivenlerle döşelidir. Kazanları taşır bir aşağı giysileri kaynatmaya, bir yukarı hayvanların yalını pişirmeye. Kazanlar ki çile kaynar içinde… Öyle makinası da yoktur. Elinde yıkar, ayaklararıyla ovar, kül ile temizler… Bir elbise beş yıl giyilir mi, giyilir efendim giyilir yamalı yamalı geçmişiyle… Ömrünün ifadesidir elbiseleri, yaralarıdır Kapatır durur kendi eliyle. 5 dakika oturup dinlenirse 5 saat uyumuş gibi hisseder. Herkes gider bir köşeye; sofra savaş sahasından çıkmıştır, sonra kadın arta kalanlarla doyurur karnını. Sonra bahçe işleri. Yukarı hayvan gübresi taşır, aşağıya biçilen otları… Yaz kış, kar güneş, yağmur çamur ayrımı yoktur. Tek göz odada yanar ocakları, sırtında taşınan odunları… Üstünde güğüm kaynar inleye inleye, sanki kadının ayakları… Günler günleri işler işleri kovalar. Bir yudum su içerse keyif yaptım der. Ve evin bir beyi vardır. Yaşayan son kral gibi. Emirler yağdırır. Hizmet bekler. Görevi sadece para kazanmaktır. Kazandığının yarısını da kendi keyfi için harcar… Umrunda değildir pek. Taşfırın erkeğidir. Öyle her şeye eğilip bükülmez. Yer, içer, çekilir köşeye hüküm keser…

 

Ve kadın her yükü taşır omuzlarında her evladın derdi başka isteği başkadır… Bu gün doydum. Su gibi akıyor günler, der. Bilir ki beden meşgul oldukça unutur düşünmeyi… Her şeyle ilgilenmeye çalışır gücü yettiğince. Kızların biraz  büyüğü küçüklerin hem ablası hem annesi oluverir. Öğrenir hayatı… Belkide kaderini… Günler yılları kovalar ve kadına değişmeyen bir şey kalır… Ağaran saçların her telinde çileli günlerin izi saklıdır.. Döküldükçe kayboldu artık unutulur, derken bir yenisi hemen bitiverir… Bunca evlat salmıştır dünyaya… Onun elinden gelse tüm dünyayı doyurur parmaklarıyla. Bir hikaye anlatır; Çocuk uyanır bir gün babasından para ister. Babası ‘yok’ der. Çocuk dayanamaz ve şöyle kurar cümleleri; ben senin gibi babalık köye yaparım… Hala çalışır, boş dururken göremezsiniz. O durduğu gün ya hasta olmuştur ya da kıyamet kopacaktır…

 

Sabriye

Adı gibi sabır dolu…
Z kuşağının annesidir kendisi. Severek mücadele ile evlendiği eşinin evine yerleşir. İki gözdür evleri . Sığarlar daracık evin bir odasına. Hani öyle taş döşeli hamamları altın kaplamalı tasları yoktur. Daracık evde huzursuzluk doğar. Evlenmek sözünün gereği aile olmuşlardır. Yeni yuva olmalıdır. Zira, sen benim yanımda ol taş yerim açım demem demişlerdir birbirlerine. Göç ederler yeni umutların diyarına. İki çocuk doğurur kadın gencecik yaşında. Ve belki de başlar en büyük yaşam mücadelesi. Acı tatlı yaşarlar geçer günleri. Ve bir çile başlar. Kimilerine göre damat dert almıştır başına. Eşiyle huzuru için kendi hayatından kalan yılları feda etmiştir. Bedel ödemektedir. Ayrılmıştır yolları hatıralarda yaşayacak şekilde. Bekler durur kadın birgün kapı çalacak ve gelecek diye… Bir çokları gibi bahtsız olduğunu düşünür. Yaşanacakmış kadermiş der, sabreder. İnsan böyledir, bazen başkalarının günahını sırtlanır. Kambur olur omuzlarında.

 

 Yıllar yaralar açar yüreklerinde. Artarken kamburu kanar durur yarası kadının… Geride kalan kadın mücadele etmektedir. Evlatlarına hem anne hem baba hem ekmek hem iş hem sevgi hem cesaret olur binbir parçasıyla savaşır. Bir de çocukların geleceği kaygısı, nasıl yapacağım korkusu ile kendini ruhunu daraltır. Günümüz neslinin istekleriyle mücadele eder. Dertleri kaideleri çeşit çeşit… Aradaki neslin eskiyle yeni arasındaki örneğidir kendisi. Yılmaz bir azim abidesidir, terapi eder işlerle kendini. Umut ile tutunma mücadelesi verir durur hayata. Yıllardır çektiklerini bir gülücük ile unutur belki… İnsan olur da dert biter mi? Daha ne çekeceğim derken yanındayken sevdiği… Şimdi gelse nasıl olacağım bilinmezliğiyle ile yüreği doludur. Dünyanın dertlerini taşır sırtında, sen de böyle geç hayat dercesine… Bekler durur denize bakan penceresinin kenarında… Güneşin batışını kahve keyfiyle izledikleri gelir hatırına… Kalbi ağlar, yüreği dağlanır… Fırtından nasipli dalga olur vurur kendi kıyılarına… Ufku bulutların arkasındadır, örtünür durur… Belki hiç çıkmayacaktır. Yağmur olup başkalarına hayat verecektir… Anlatıverse içindekileri yakacaktır dağları, yıkacaktır hayatları duyguları… Kaderlerine hapsolan hayallerin, umuda açılacan baharların penceresinde hasretle beklerken… Alın yazısının içine kilitlenmiş gelecek ile… Yarınların güzelliği düşüyle yaşamaya devam etmekte.

 

Sonuç

İnsan huzuru kendi ruhunda bulmalı. Aşk içinde olmalı onu bazen bazı şekilde gösterebilmeli. Yoksa insalardan beklenen her şey gibi uçup gidecektir… Aşk, huzur, sevda, gelecek… Eksik ve fazlasıyla bu hayatı devam ettirmeli. Bütün çileli insanlarımızın dayanak noktası vardır. Bir gaye ile yaşarlar. Çoğunun bu yaşama katlanma varlığı evlatlarıdır. Onlar ile onlar için yaşarlar. Merkezde onlar vardır. Ben sizin için çekiyorum, katlanıyorum derler. Bütün anneler aynı sevda ile hayat bulurlar. Aynı kader döngüsü ile benzer davranışlarla farklı koşullarda yaşayıp giderler. Yaşarken yaşatan güzel insanlara…Onların küçük hayallerinden kocaman hayat dolu bakışlarına saygı ve sevgilerimle…

 

guest
212 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
HürPost
HürPost
Nisan 7, 2020 17:38

Dolu dolu bir yazı olmuş emeğinize sağlık asıl yükü omuzlayan anadolu kadınlarına da selam olsun buradan çok teşekkür ederiz zevkle okudum .

verimisyon
verimisyon
Nisan 12, 2020 10:48

Çok teşekkürler HürPost.

Becerikli Kadın
Becerikli Kadın
Nisan 12, 2020 15:49

Harika bir yazı. Hele son cümle… Yaşarken yaşatan insanlara… Umarım hepimiz yaşarken yaşatanlarla birlikte kaderimizi paylaşırız.