Makinalaşan Dünyanın Bir İnsanı: Nazım Hikmet Ran

Türk Edebiyatının en değişik siması diyebileceğimiz şairimiz. Anadolu bağrına her düşünceden ve kültürden insanların yaşadığı, zor zamanlarda göç edilen ender bir coğrafyadır. O her şeyiyle insani özelliği gösteren Mevlana deyişi gibidir. İşte Nazım’ın bu ülkenin vatandaşı olma süreci de dedesinin göç hikayesinde saklıdır. O; dilini, yurdunu, vatanını sahiplenmiştir. Onunla yoğurmuştur sözcük hamurunu, onunla içmiştir dağ pınarlarından suyu, onunla doğmuştur bir çınar ağacının altında… Savunduğu dünya ile eşitlik aramıştır.

 

Bu Yayın Tam Olarak Neler İçermekte?

Şiiri ve Amacı

Şiirini ideolojik unsurlara kurban ettiği için döneminde eleştirilir. Hatta bazı düşünür ve eleştirmenlerce şair dahi sayılmaz. Tamamen dışlanan itilen bir şair dünyasının oluşumundaki asıl etken bir akımdır. Fütürizm(Gelecekçilik) i kendine rehber edinerek eser vermesi edebiyatımızda olmayanı denemesi onu hedef tahtası yapmıştır. Düşüncesi ile de aykırılık yaratmış ve suçlu görülmüştür. Bu durumdan yılmamış, eleştirileri bir eğitim süreci gibi hissederek olgunluk eserlerini oluşturmuştur.

 

En verimli çağlarında hapis hayatı yaşamış ama gücenmeden orayı bir okula çevirmiştir. Şiirlerinin her satırı özlem kokar bu yüzden. Önce ayrı düştüğü sevdaları işlenir satırlara sonra içindeki insanlarına aşık vatanı kazınır güneş doğacak ufkuna… Şiirleri bir ideoloji ile yol alırken yeni dünyalara yelken açmıştır. Gelecek için şimdiyi kavramak gerekir şimdiyi yaşamak şimdiyi anlamak… İşte bu güç ile “ ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa “ diyerek bugün umurunuzda olmadan kullandığımız hakların geçmişte verilen bedellerin eseri olduğunu vurgulamıştır. Atlılar ile adım adım başlangıçtan karanlığa ve tükenişe giden insanlığı, gün batımı ile bölge gibi uzatarak nihayete ulaştırmıştır. Bir kalemi vardır ömrü tükenmiştir bir hafta da , dünya on kere dönmüştür güneşin etrafında o içeri düşeli, gün gün sayar. İlk güneşe çıkması bir pazar günüdür. Belki de güneşi ilk defa görmüş gibi gökyüzüne bakıp bir an bir defa ; her kavgayı her sevdayı unutup yerle gök arasında hayatını seyretmiştir… Dilimize dolanıp vahşete götüren, insan kıyımına neden olan işleri bir cümle ile ‘ sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?’ müthiş tasviriyle tüm dünyaya haykırmıştır. Farklı düşünen biri olarak söyledikleri için hain ilan edilmeyi manşetten yazılmayı dert etmiştir. O vatan hainliğine devam etmiştir(!) sömürüldüğümüzü söyleyerek.

 

Bu bedenle çürümeye yüz tutan düzen içerisinde yokluğu ve açlığı görür. Kaçarken bir ceviz ağacıdır Gülhane Parkı’ında ve kimse farkında değildir. İnsanın bir gün  makinalaşacağını görüp araç motoru gibi hareket etmiştir… Trrrrnnn … trak tiki tak…. Belki de makinaydık.

 

Sonuç

Türk şiirine renk katan şair bir çok toplumcu gerçekçi yazarın etkilemiş ve bu yolda öncü olmuştur. Vatana hasret çektikleri, sürgünleri, hapishanelerdeki yılları onu pişirmiştir. Hayata küsmemiş sevgi ve sevgili şiirleri aşk yaşadığı ,evlendiği insanlar ile hep gündemde kalmıştır. Şiirlerinin genel yönelimi kadın ve vatandır… Onun gördüğü bu vatanın kadınları toprakları gibi çilekeş, yorgun, dertli , cahil bırakılıp yokluğa mahkum edilmiştir. Vatanı kuran ve kurtaran ruhu Kuvayı Milliye Destanı’yla anlatan gür bir sestir. Bir vasiyeti vardır bu ülkede bir çınar ağacının altında gömülmek fakat gerçekleşmemiştir. Toplumsal düzensizliği ve adaletsizliği onun kadar gerçekçi anlatan yoktur. Bir gün sırtında ekmeğini taşıyan erkeği anlatırken diğer yandan evin tüm işini ve yükünü omuzlarında götüren kadını baş köşeye koymuştur. İnsan olmayı insanca yaşamayı arzu etmiştir. Onun ‘ fikrimle düşündüm de demin,
bence şimdi sen de herkes gibisin. ‘ sözüyle farklı düşünene ve yaşayana saygı ile… Kendimiz olup öz benliğimizle, doğrularla yaşamak ve yaşatmak dileğiyle.
guest
211 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments