Ölüm ve Sonrası

Kimi giderken istediğini yapmak veya yaptırmak için yatar ölüm orucuna, kimi ölmek için ölümü beklemez ruhen ölüdür. Kimi piyango günü gibi istemediği insanların ölüm saatini bekler, kimi burası ölümlü dünya bulur cezasını der ve havale eder… Ölüm inanç sistemleri içinde yok oluş değildir. Boyut değiştirip başka aleme geçiştir.

Bu Yayın Tam Olarak Neler İçermekte?

Ölüm

Çoğu insanın bilinmezdi, inanıp inanmamak ile alakalı olmadığı, gün gelip hepimizin gideceği yer. Dünyaya gelmiş olmanın yaşamanın belki de en adil yolu. Bu gidiş. Herkes iki gün yatak üçüncü gün toprak diye dua eder. Hayat böyledir. Acı çekmek istemeyiz. Hatta acı çektirmek istemeyiz. Her ne olursa olsun mutlaka bir çare bulmak, yalnız kalmak korkusundadır. Her insan güzel ölüm diler. Acı çektiği halde ölüme takoz koymaya biraz daha fazla yaşamaya gayret eder. Bitmesin bu mevsim gitmesin bu hayat…

ölüm,anı

Bir Anı

Bir arkadaşımın cenaze törenindeyim. Cami avlusunun dışında üç beş kişi toplanmış ölümden konuşuyoruz. Elimizde dumanını tellendirdiğimiz efkarı tütünümüz… Yan tarafta tanımadığım fakat cenaze için gelmiş bir arkadaş grubu daha var. Konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. Ölen dostumun evladından geride kalan eşinden bahsediyorlar. Güzel diyorum geride kalanı düşünenler mevcut. Fakat içlerinden biri bir sözcük kaçırıyor ağzından… Çok güzel eşi vardı, dul mu kalacak bu yaşta? Hemen değil ama hayatının geri kalanı güzel geçmeli… Bir kaç ara cümle yakaladım. Öfkelenip üzüm gibi kararmaya başladım. Bir tatsızlık çıkmasın diye namazını kıldıktan sonra kaçtım. Bu gözlerle toprağa girmesini kaldıramazdım… Gittikten sonra arkasından söylenenleri… Attım kendimi huzur bulurum diye uçsuz bucaksız ufkun dalgalı karanlığına…

sahil

Sahil ve Taşlar

Sahil diyince deniz, kum, güneş… gelir aklımıza o gün ölüm. Hala nakışlıdır Zihni’me, yüzmekten ziyade soğuk ve dalgalar gelir. Zira yaşadığımız bölgede denizin dışındakilerle yaşamaya alışmışızdır. İçinden ancak balık alınır… Bir de kıyısına vuran çakıl taşları… Ölü balıklar gibi hayatın eteğinden dökülen…

Kış mevsiminin sert rüzgârlı içinde dağların karı çarpıverir yüzünüze. Kar yağmaz soğuğu içinizi dışınızı titretiverir.

Şöyle bir kafa dağıtmak hava almak için deniz kenarında yürüyüşe çıkmıştım. Denizin dalgaları sahile yığılan koca taşları dakikada yirmi kez dövüyor. Taşlara çarpan dalgalar  etrafa bomba gibi beyaz köpüklü tanecikler saçıyordu. Az ileride benim kadar efkarlı dalgalar kadar sert yüzlü bir adam denize doğru taşlar savuruyordu. Deniz çarşaf gibi olsa taş sektiriyordur derdim. Lakin öyle şekilde değildi. Bir ağaç kadar dik bir uçurtma kadar ahenkle rüzgara karşı duruyordu. Yavaş yavaş adama doğru yaklaşıyor gevelediği sözcükleri anlamaya çalışıyordum. Fakat denizin kabarık bir canavar sesi bütün sesleri örtüyordu. Adamın dudaklarından ve hal hareketlerinden bir şeyler anlamaya çalıştıysam da nafile… Merakım dalgaların hiddetli hali gibi beynime vuruyor  beni bir çakılın kıyıda suya doğru süreklenmesi gibi adama doğru çekiyordu. Kendisine yaklaştığımı gören adam hiçbir şey olmamış gibi söylemine ve eylemine devam etti… Merakım daha da artmıştı. Sesini içine gömerek taşları daha uzağa atma yarışına tek başına girişti. Artık öğrenmek için çatlayacaktım… Ben taşları aldım ve yarışmaya katıldım. Avucumdaki taşlar bitiyor bir avuç daha  alıyordum. Heyecanımı ve arzumu gören adam yüzüme baktı. Benimle ruhi bir yakınlık ve göz temasıyla tanınan sima edasıyla gülümser gibi yaparak başladı söze; Bu taşlar iki günlük anılarım… Onları çakıl taşlarına fısıldıyor, bağırıyor, anlatıyor ve fırlatıyorum. Biliyorum sırlar gibi saklansa bile bir gün attığım taşlar kıyıya yine vuracak. O zaman ben hayatta olmayacağım olsam bile bu taşların benim olduğunu benim savurduğumu kimseler bilmeyecek… Ben bütün öfkemi bütün nefretimi gelip buraya sürekli kusarım. Kusarım ki kimseyi incitmeyeyim. Nefret olursa acı olur zulüm olur… Sonra anlattıklarıyla yavaş yavaş uzaklaştım. Ben de elimde taşlar atıyorum denize. Her bir taşa bir olayı anlatıyorum. O günü atıyorum denize… Salıyorum sırları sustuklarımı bir daha geri gelmesin diye… O gün bu gün ölürken elimdeki taşlar derinliğini bilmeden görmüyorum boğuyorum anıları sularda.

Ölüm geride kalmanın korkusudur. Kalan kendi kaderine ağlar…

Yorum Ekle